Hoş geldiniz, Ziyaretçi
Lütfen Giriş yada Kayıt.    Kayıp Parola?

Ali Kaypakkaya anlatiyor...
(1 inceleyen) (1) Ziyaretçi
Türkiye
Alta gitSayfa: 1
BAŞLIK: Ali Kaypakkaya anlatiyor...
#180
Ali Kaypakkaya anlatiyor... 3 Ay, 3 Hafta önce Karma: 2
Ali Kaypakkaya, İfadesi mi kaldı alacağınız?


1949 yılında Çorum'un Sungurlu ilçesinin Karakaya köyünde dünyaya geldi. Arkadaşları ve dostları tarafından 'İbo' diye anılan İbrahim Kaypakkaya, Marksist-Leninist bir devrimci. 'Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML)'in kuruculuğunu yaptı.



İbrahim Kaypakkaya, TKP/ML'nin faaliyetlerini yürütürken 24 Ocak 1973'de Dersim'in Vartinik köyü Mirik mezrasında çıkan bir çatışmada yaralı olarak yakalanır. Aynı çatışmada TİKKO'nun ilk komutanlarından Ali Haydar Yıldız yaşamını yitirir. İbrahim Kaypakkaya, Diyarbakır'da süren dört aylık sorgulama ve işkence sürecinden sonra mahkemeye çıkartılmasına az bir zaman kala, 18 Mayıs 1973'te öldürülür. Ölüm sebebi ise kayıtlara 'intihar' olarak geçer. Bugün İbo'nun ölümünün 37. yılı. İbrahim Kaypakkaya'nın babası Ali Karakaya (Kaypakkaya) ile üvey annesi Şükran Karakaya İbo'suz geçen 37 yılı gözyaşlarıyla anlattı.


HALEN ÖLMEDİM


Baba Ali Kaypakkaya, İbrahim'in ilk yakalanma anını nasıl duyduğunu şöyle ifade ediyor: '6. Filo eyleminden sonra İbrahim dağa gitti. Bir süre orada kaldı. Kardeşinin ölümünün üzerine Ankara'ya bizi ziyarete geldi. 'Gel oğlum teslim edeyim seni. Adım adım takip ediyorlar seni' dedim. 'Baba, senin gibi kaç tane babanın çocukları yanımda vuruldu. Sen de kendini o babalardan biri say... Halen ölmedim yanındayım. Çağırırsan polis bana kaçamak verir. Kaçtı diye gözünün önünde beni vurular... Kendim öldürtürdüm diye üzülürsün... Ebediyen unutamazsın' diye cevap verdi. Haydar diye bir oğlum daha vardı lisede. 'Bak aslan gibi bir oğlun daha var' dedi. Bu konuşmadan sonra ayrıldı gitti. Parası yoktu. Ona 10 lira verdim. 'Nasıl buluşuruz, nasıl görüşürüz' diye sordum, o da 'Sana şu kara kutu (radyo) haberi verir' dedi.'


O KARA KUTU!


İbrahim'in yakalanma haberini 'o kara kutudan' öğrendiğini söyleyen baba Kaypakkaya, 'Bir gün işten eve geldim baktım komşular toplanmış. 'Hoş geldiniz dedim, hayırdır?' saat 7'ye geliyordu. Haberler saatiydi. Radyoyu açayım dedim, misafirlerden biri 'Gerek yok sohbet ediyoruz' dedi. Sonra ben açtım radyoyu... O zaman özet veriyordu. 'Tunceli'nin Mirik mezrasında Ali Haydar Yıldız ile İbrahim Kaypakkaya jandarmayla çatıştı. Ali Haydar Yıldız öldü... İbrahim Kaypakkaya ise üç gün sonra yaralı olarak ele geçirildi...'


Ali Kaypakkaya, şöyle devam ediyor: 'Sonradan öğrendik. Bir mağarada üç gün gizlenmiş. Soğuk hava ve kış şartlarından dolayı ayakları donmuş, boynundan da yara almış... Kendisi yakınlarda bir köye inmiş, o köyde de resimleri dağıtılmış olduğu için köyün öğretmeni görünce tanıyor, 'Ben devrimciyim deyip onu okula götürmüş. Daha sonra kapıyı kilitlemiş. İbrahim anlıyor ama yaralı ve mecalsiz kaldığı için kaçamıyor. Ve o öğretmen komando birliğine haber veriyor. Daha sonra askerler gelip İbrahim'i Kutu Dere Karakolu'na götürüyorlar. Yerler buz... ayakları zaten soğuktan yanmış... Akan o buzlu suların içinden geçiriyorlar. İbrahim buna da direnerek zaman zaman kendini yere atıyor. Kastamonulu bir jandarma er; askerlerin de onu tekmeleyip kaldırdıklarını söylüyordu. Jandarma er daha sonra İbrahim'i Dersim Merkeze götürdüklerini söyledi. Tunceli İl Jandarma Komutanlığı'na telefon ettim. Orası da yaralarından ötürü İbrahim'i Diyarbakır'a götürdüklerini söyledi.'


DİYARBAKIR'A GÖTÜRDÜLER


Hiç zaman kaybetmeden hemen Diyarbakır'a gittiğini aktaran baba Ali Kaypakkaya, tüm ısrarlara rağmen İbrahim ile görüştürülmediğini söylüyor. Kaypakkaya, durumu gören bir başçavuşun tavsiyelerine uyarak kalabalığa karıştığını ifade ediyor ve ekliyor: 'İçeri girmeye çalışırken bir askerin dikkatini çekmiş olmalı ki 'Dur' diye arkamdan bir ses geldi. 'Kime diyon' dedim, 'Sana diyom' dedi. Durdum... Elinde tüfeğiyle dış duvara kadar 'geri çekil' 'geri çekil' diye bağırıyordu. Daha sonra bir başçavuşa telefon etti. O başçavuş da arabayla yanımıza geldi. Başçavuş 'Ne oluyor?' dedi, asker de 'Komutanım anarşistin babası zorla içeri girmeye çalıştı' diye cevap verdi. Komutan 'Kiminle görüşeceksin' diye sordu. Ben de 'İbrahim Kaypakkaya' dedim. 'Git savcılıktan müsaade kağıdı al, öyle görüş, yoksa görüşemezsin' dedi.' Baba Ali Kaypakkaya, daha önce savcılığa gittiğini ama oradaki girişimlerinin de başarısız kaldığını söylüyor.


İKİNCİ GİRİŞİM


Kaypakkaya ikinci kez tekrar görüşmek için yola çıktığını söyleyerek: 'Otobüste önümde iki tane subay oturuyordu. Aralarında konuşuyorlardı. İstanbul'dan Diyarbakır'a gittiklerini duydum. Sonra araya girerek 'Ben de diyarbakır'a gidiyorum' dedim. 'Niye gidiyorsun' diye sorunca 'Oğlum oradaki tutukevinde onu görmeye gidecem.' Adı nedir diye sordular, 'İbrahim Kaypakkaya' dedim. 'Oğlun sağ olarak eline geçmeyecek' dediler...'


Bu açıklama aslında İbrahim'in durumunu yeterince gözler önüne seriyordu. Baba Kaypakkaya sonraki gelişmeleri şöyle aktarıyor: 'Başçavuşların oturduğu masada 'kiminle görüşeceksin' diye sordular. Ben de 'İbrahim Kaypakkaya ile' dedim. Yine, görüşemezsin dediler... 'Niye' diye sordum suçu ağır diye yanıtladılar. Ağırsa cezası da ağır olur. Niye görüşemiyorum diye sordum. Bu tartışmalara ileride oturan bir yarbay da tanık olmuştu. 'Ne oluyor orda' diye sorunca, 'Anarşistin babası zorla görüşeceğim diyor' diye yanıtladı başçavuş. Yarbay beni yanına çağırarak 'kulübeye geç' dedi. Orada iki subaya oğlumla görüşeceğim, yarbay müsaade etti dedim. Yüz yüze görüştürmeyiz, mektup yaz dediler. Ben İbrahim'e 'Annen iyi. Ben iyiyim. Eben iyi...' diye yazdım. Bazı yazılarımı da 'kendisine cesaret veriyorum' diye kabul etmediler. Mektubu bir asker götürdü daha sonra bir asker de içeriden gelerek evdeki ailenin ismini saydı. Evdeki herkese selamı var dedi. Sana da selamı var ellerinden öpüyor dedi. Ayakları donmuştu parmak üstlerinden itibaren kestiler hareket yapmaya çalışıyor dedi. Ben de İbrahim yarım oldu desene, dedim. Oradaki üsteğmen onun sağ eli de kalsa yine yarım değil İbrahim, yeterki sağ eli kalsın. Getirdiğim elbise ve parayı da postaneden gönderdim. O gün de İbrahimle yüz yüze görüşemedim.'


ÖLÜM HABERİ


'Üçüncü görüşme için İbrahim'den bir mektup aldım. Mektubunda 'Soruşturmam bitti, görüşebiliriz yalnız İstanbul'daki bir olaydan dolayı savunmamı istiyorlar. Aradan uzun zaman geçtiği için olayı hatırlayamıyorum. İstanbul'a git avukat İbrahim Türk'ü bul. Bilinçli gel. Savunmamı bilinçli yapayım' diyordu. Avukatı buldum, İbrahim bir bildiri yayınlamış ve o bildirinin savunması da ondan isteniyormuş. Bildiriyi aldım, 19 Mayıs 1973 günü üçüncü kez Diyarbakır'a gittim. Yarbay bana 'Gel' dedi. Elimdeki evrakları alarak kulübedeki üst teğmene verdi. Bana 'Şu arabaya bin gidiyoruz' dedi. Benim 'Nereye götürüyor acaba beni, hani bir yerde ifademi mi alacak, yüz yüze mi görüştürecek?' diye bir sürü soru işareti vardı kafamda. Sıkıyönetim Komutanlığı yazan bir binaya geldiğimizi gördüm. Beni odaya koyup beklememi istediler. Orada beklerken kafamda bir sürü soru olduğu için bir oraya bir buraya gidip geliyordum. Dalmıştım. Sonra kapı açıldı bir tuğgeneral, bir albay ve hapishane müdürü yarbay kapıdan girdiler. Tuğgeneral 'İbrahim'in babası mısın sen?' diye sordu. 'Babasıyım' dedim. 'Doğrudan doğruya söylemek olmaz ama ben söyleyecem İbrahim öldü' dedi. 'Öldürdünüz' diye bağırdım. 'Depelerim seni' diye tehdit etti sonra beni. Sakinleşemiyordum, sonra cenazeyi istedim 'Vermem' dedi ve ben de 'İfadesi mi kaldı alacağınız?' diye cevap verdim. Yarbaya 'Git muamelesini yapsın alsın cenazesini' dedi.'


'HADİ ALIKOY ŞEREFSİZ'


Ali Kaypakkaya cenaze işlemleri ve sonraki süreçte başına gelenleri şöyle aktarıyor: 'İşte 300 liraya tabut yaptırdım. 60 liraya kefen aldım. Belediyeden memur getirdim. 'Taşınmasında bir mahsur yoktur' diye işlemleri yaptırıp tabuta aldırdım cenazeyi. Ondan sonra 20 liraya bir araba tuttum. Havaalanına gitmek için. Taksilere götürmesini istedim. 1700 lira istediler. Yeterli param kalmamıştı. Taksiciler cenazeyi uçakla götürmemi söylediler. 18.30'a uçakta bilet aldım. 210 lira cenaze için, 240 lira da kendime bilet aldım. Subay, asker ve polis de peşimden geliyordu. Havaalanına geldik. Burada bu sefer polis beni durdurup beni aradı. Üzerimdeki bildiriyi görünce 'Yasak yayın taşıyorsun. Engelliyeceğim, göndermeyeceğim' dedi. Ben de bunu oğlumun istediği için getirdiğimi söyledim. 'Oğlunun ölümünü duydun bunu yırtıp atacaktın' dedi. Ben de 'Sabah oldu nizamiyeye geldim akşam oldu bir lokma ekmek, bir lokma su aklıma gelmedi yemek içmek için, bildiriyi nerden düşünecektim?' diye sordum. Öyle deyince yanında bir polis 'Elindeki bildiriyi alıp yırtıp attı ve 'Hadi alıkoy şerefsiz' diye tepki gösterdi. Bir bayan polis de bana yiyecek ve içecek bir şey getirdi duygulandım ve ağlamaya başladım.'


POLİS ARABASI


'Uçağa binip saat 20.00'ye çeyrek kala Ankara'ya geldim. Ankara'da askeriye beni arıyordu. 'Ali Kaypakkaya buraya gelsin' diye. Gittim ve 'Arkadaşların nerde?' diyorlardı. Arkadaşımın olmadığını söyledim. Ben oğlumla görüşmeye gittiğimi düğüne bayrama gitmediğimi söyledim. İllaki arkadaş istiyorsanız uçakta benimle birlikte gelen subay ve polisleri göstererek 'Alın size o zaman uçaktan inen herkes arkadaşım. Beni bırakın araba bulacağım ben' dedim. Bana biz bir araba bulduk dediler, haberim yok gelen araba polis arabasıymış. Tabutu arabaya koyduk. Ben arabaya binince hem ağlıyordum hem de küfür ediyordum. 'Amca bizi dinliyorlar' diyordu şoför ben de dinlesinler diyerek hem ağlayıp hem de küfür etmeye devam ettim. Sonra bir minibüs ile Çorum'a götürüp defnettim. Ondan sonra da köye 'Anarşi yuvası silah deposu' diye şikayetler olmuş. Köye baskın yaptılar. Köyde iki delikanlıyı köyün içinde öldürdüler. Bir tanesini Sungurlu'da öldürdüler. Köylü de bana ters düştü.'


KOMPLO VE SÜRGÜN


'Daha sonra baskılar sürmeye devam etti. Adam öldürüp evimin önüne koydular. Kızım Feride 15 gün işkence görüp 7 ay hapis yattı. Onun küçüğü oğlum Ali Ekber üç defa üçer ay hapis 15'er gün işkence gördü. Eşim öldüğü için 78'de ikinci eşim ile evlendim. Yine aynı dönem birini öldürüp evimin önüne koydular. Açıkalın soy isimli biriydi öldürülen genç. Sonra benim eşim de öldürüldü. Son defa da şimdiki eşim Şükran'a başımın her zaman sıkıntıda olduğunu söyledim. Evlenmeyi kabul etti. Biri kız biri oğlan iki çocuğu ile geldi evlendik. Şimdi iki çocuğumuzun da durumu iyi. Çalışıyorlar. Benden de bir oğlumuz oldu. Onun adını İbrahim koyduk. Petrol mühendisi ve Amerikalıların mühendisliğini yapıyor Diyarbakır'da.'


SOYADI DEĞİŞTİ


'Sorunlarımız artıyordu. Kaypakkaya soyisminden dolayı oğlum İbrahim okulda psikolojik sorunlar yaşıyordu. O yüzden bir öğretmen soy- ismini değiştirmemi istedi. Mahkemede oğlumun soyisminden dolayı baskı gördüğünü söyleyerek soyisminin değiştirilmesini istedim. Bende soyadımızı köyümüzün adı olan Karakaya olarak değiştirdim. Baskılardan ötürü değiştirmek zorundaydım. Daha sonra bir sürü kişi bize niye soyismimizi değiştirdik diye hakaret de etti.'


Ağlatan rüya


'Zaman zaman kesiliyor yolumuz.
lal ettiler konuşmuyor dilimiz.
Halı böyle olur işte Anadolu'nun.
Kaypakkayam. Kaypakkayam.'


İbrahim Kaypakkaya'nın üvey annesi Şükran Karakaya, daha önce devrimcilere çok sempati duyduğunu ve onlarla ilgili bütün haberleri radyodan takip ettiğini söyledi. İbo'nun ölümünü de oradan duymuştu. Bir gün bir rüya gördüğünü anlatan Şükran Karakaya, gözyaşları arasında rüyasını şöyle aktardı: 'Benim babasıyla evlendiğimi duyunca belime sarıldı ve 'Analar her an için benim anamdır. Olsun' dedi. Siyah çantasını açtı. İçinden eski fantezi şekerleri ve bir de mendil çıkarttı. Ucunda kırmızı gül olan. 'Ana bunu da sana veriyorum, sen saklayacaksın' dedi. Ben de aldım. Şekerleri de çocuklara dağıtmamı söyledi. Dağıttım. İbo bu gece gitme burada kal dedim. İbo görevinin olduğunu ve gitmesi gerektiğini söyledi. Öyle bir sarıldı ki bana sıcacık... Ondan sonra çıktı gitti.' Rüyadan sonra kalktım evi barkı hep aradım. Çatıya çıktım. İbrahim'in bir çantasını orda buldum. İçinde bir mektup, bir fotoğraf makinası... Mektup okunacak durumda değildi. Ana baba diyor da başka da okunmuyor mektup. Çantayı aldım. Bir fotoğraf makinesi. Onları yıkayıp temizledim. Komşular ağlıyorum diye yanıma geldiler. Ben de rüyamı olduğu gibi onlara anlattım. İbrahim'in başına bir şey gelirken, sahip çıkan olmamış. Eşyalarını boğaziçinin derede gömmüşler ilerde lazım olur diye. Onları da bir çoban görmüş gidip polise söylemiş. Polisler de gelip o eşyaları hep alıp götürmüş. Bu yüzden Ali'yi de sorguya çektiler.



Erdal ÖLMEZ




Kaynak www.gunlukgazetesi.net/
admon
Administrator
Gönderiler: 69
graph
Sitede Değil Kullanıcı bilgilerini görmek için tıklayın
Cinsiyet: Bay
Bütün evren semah döner...
Sadece Kayıtlı kullanıcılar yazı yazabilir.
 
Üste gitSayfa: 1