Dost ve Düşman Tanımak

“…

Şu Ellerin Taşı Bana Hiç Değmez
İllede Dostun Bir Tek Gülü Yaralar Beni Beni

…”                                        Pir Sultan Abdal

bazen istemeden de bir konu üzerine kafa yormak, konuşmak ve yazmak zorunda kalabiliyor insan. Aşağıdaki yazı işte böyle bir zorunluluktan doğdu. Kangal, Akçakale köyü doğumlu Avukat Necdet Karatepe`nin şahsıma ve “Koçgiri-Kuzey-Batı Dersim” adlı 2002 yılında yayınlanmış olan kitabıma karşı yürüttüğü kampanya, yazının konusunu oluşturuyor.

Yazıyı yazmadan önce fikir alınabilecek bir kaç arkadaşa danıştım. Kimisi “uğraşma onlarla, kendi yoluna devam et”, kimisi de “yaz, yoksa hakkında yazılanları doğruymuş gibi kabul etmiş olursun” dediler. Ben de uzun bir müddet yazmamayı, uğraşmamayı tercih etmistim. Fakat gelinen aşamada tercihimi yazmak yönünde değiştirdim, çünkü bu ırkçı ve şövenist, kapı komşu, kürt ve dost köyü Şako`nun internet sayfasına, “dost” ibaresi altında girebilecek kadar yakınıma sokulmayı, şahsıma ve kitabıma karşı yalan üzerine kurulmuş ırkçı yazısını üç-dört yıl boyunca dostlara ulaştırmayı başarmışken sessiz ve seyirci kalmak doğru olmazdı. Dost ve düşmanın tanınması ve bilinmesinin zamanı gelmişti. Aksi halde, uzun vadede çocuklarımızin bize yabancılaşmasını, gençlerimizin yanlış yerlere hizmet etmelerini engelleyemeyiz.

Önce Necdet Karatepe`nin kim olduğuna bakalım: Bunun için internete girmek yeterli. Google`ye bu ismi veriyorum. Karşıma bir çok sayfa çıkıyor. Bunlardan biri de Kangal Akçakale köyünün web sayfasında bizzat Karatepe'nin kaleme aldığı kısa özgeçmişi. Bakın neler yazıyor:  „1964 Kangal Akçakale köyü doğumlu, ailesi Horasan'dan gelme Türkmen (Karabacak /Karabacakoğulları) olup İlkokulu Kangal'da, Orta öğrenimi Mecidiyeköy Lisesi ve İstanbul Kabataş Erkek Lisesi'ni 1983 yılında, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesini 1988 yılında İstanbul Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü'nde 1989 yılında 1 yıl öğrenim görmekle terk etmiş bulunmaktadır. Ali ve Hasan isimli iki çocuğa sahip, bir dönem Milliyetçi Hareket Partisi İlçe yönetiminde Yönetim Kurulu üyeliği yapmış olup, şu an İstanbul Barosu'na bağlı olarak serbest avukatlık yapmaktadır. (...)“

Karatepe`nin geçmişini ve zihniyetini bilmek, onun şahsıma ve kitabıma karşı yürüttüğü kampanyanın amacını daha iyi anlamaya yarar. İnternet araştırmasına devam ediyorum ve başka ilginç bir bilgiyle karşılaşıyorum. Karatepe, www.turkforum.gen.tr adlı sayfada yayınlanan Ergenekon İddianamesi`nde yer alan B.Ö. isimli bir sanığın da avukatı.

Ergenekon`un, devletin gayriresmi bir örgütü olduğunu, özellikle Kürdistan`da ama Türkiye`nin diğer metropollerinde de sayıları onbinleri bulan, adına «faili meçhul» denen cinayetleri işlediğini artık sadece Türkiye değil, dünya biliyor. MHP (Milliyetçi Hareket Partisi) ise, 1980 öncesi eli kanlı bir çete örgütüydü. Yüzlerce devrimcinin kanına bu partinin cellatları girmişti. 1980 askeri cuntasından sonra “Ergenekon`a” entegre edildiler cinayetlerine orada devam ettiler.

Karatepe, böyle bir zihniyetin ve örgütün elemanı. Onun adıyla ilk kez Tohum Basın ve Yayın`ın sahibi sayın Mehmet Ali Varış`ın bana yazmış olduğu bir mektupta karşılaşmıştım. Kitabıma karşı İstanbul DGM`de açılan dava duruşmasına 24.10.2003 tarihinde davalı olarak giden Mehmet Ali, oradaki atmosferi ve durumu kısa bir mektupla şöyle iletmişti:

“Merhaba Dost, sana kitapla ilgili son durumu yazayım: Savcılık dosyayı mahkemeye verdi. İlk duruşmaya katıldım (…) Bu arada ilk duruşmada 25`e yakın Kangallı, davacı olmak üzere mahkemeye geldiler. Mahkeme hepsini dinledi, ve dört tane de Avukat davacı oldu. Mahkeme onları da dinledi ve sonunda `bu şikayetlerinizi DGM`ye değil Asliye`ye yapmanız gerekir`dedi. Onlar da büyük ihtimalle asliye mahkemesine suç duyurusunda bulunacaklar. Genelde siyasetleri: - Köyümüz Türk köyü olduğu halde Kürt köyü şeklinde gösterilmiş - Devlet için bu kadar şehit vermişiz … - bunlar PKK`lı, - bunlar Ermeni, din ve din duygularımızı rencide etmiştir, vb. şeklinde garip iddialarla davacı oluyorlar. Avukatların iddiaları da aynı garip iddialar.”

Anlaşılan kitabımın yayınlanması ırkçı ve şövenistleri o denli rahatsız etmiş ki, hukukçu olanlarını bile, hukukçuluğun kural ve etiğini bir kenara bırakarak yalan ve iftira dolu yazılar yazmaya, aynı içerikli gerekçeleri mahkemeye sunmaya, belki de okur yazarlığı bile olmayan köylüleri yanlış bilgilendirerek kendisine yandaş yapmaya götürmüş. Kaldı ki bu köylülerin bir çoğunun köyü kitabımda ya hiç yer almıyor ya da Kürt köyü veya Koçgiri isyanına katılan köyler olarak yer almıyor. Örneğin bahsedilen köylülerden A. K. ve H.K. Akçakale köyünden avukat Necdet Karatepe`nin akrabaları. Bu köy, İmranlı Akçakale köyüyle karıştırılmış. E.G. Bozarmut köyünden, Bozarmut kitapta Türkmen Alevi köyü olarak geçiyor, Kürt Kızılbaş köylerinin listesinde değil. M.K. Kızıleniş köyünden, yani Direjan aşiretinden, Drejan aşiretinin bir Kürt aşireti olduğu kitabımda kayıtlıdır, fakat Nuri Dersimi`nin bilgilerine dayanarak Koçgiri isyanına katılmayı vaat ettikleri, fakat hareket esnasında bu vaatlerini tutmayıp harekete katılmadıkları kitapta yer almaktadır, I.T. Kınalar köyünden, Kınalar köyü kitabımda hiç yer almamaktadır, fakat bu köylünün soyadından Şadîyan aşiretinden olduğunu tahmin ediyorum. Şadiyanlıların Kürt olduklarını hem aşiret mensuplarından hem de yazılı berlgelerden öğrenmekteyiz, ayrıca Koçgiri isyanına katıldıkları, isyanın en önemli komutanlarından Zalim Çavuş`un bu aşiretten olduğunu hem Nuri Dersimi`den, hem aşiret mensuplarından hem de devletin belgelerinden öğrenmek mümkün. Yani bu kişi kendi tarihini bilmediği gibi, Karatepe`nin de maşası olmuştur. Avukat Necdet Karatepe`nin,  „Koçgiri, Kuzey-Batı Dersim“ adlı kitabımın konu edildiği bir yazısı, Şako`nun web-sayfasında “Dost Site” olarak yayınlanan Akçakale köyü web sayfasında (Şako`dan bir kaç arkadaşın müdahalesiyle çıkartıldı) “Bir Koçgiri Değerlendirmesi“ başlığıyla yayınlanmış.

Ayrıca Karatepe, kitabıma İmranlı`ya bağlı bir Kürt köyü olarak kaydettiğim Akçakale köyünü Kangal`ın Akçakale köyüymüş gibi anlamış ya da anlamak istemiş ve saldırılarına vesile etmiş. Köyün sakinlerinin „devletine ve milletine bağlı „ olduklarını, köyde, biz Kürtleri kastederek, „ermeni yandaşlarına karşı“ savaşarak „şehit“ düşenlerin olduğunu, Koçgiri hareketini „Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığına karşı girişilen bir (...) ihanet“ olduğunu düşündüklerini, köyün „bu tür eylemleri bertaraf etmek için devletini ve milletini savunan, koruyan ,kollayan bir köy“ olduğunu, isyancıların „Kuvayi Milliyenin tesis ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisinin Ordusu“ karşısında 1921 Yılında hiçbir güç/kuvvet gösteremeden çapulcular gibi dağıldıkları(nı)“ övünerek yazmış.

Tabii Karatepe gibilerin kitabımı ve şahsımı övmesini, bilinçli bütün Kürtleri PKK`lı görmemesini, Koçgiri isyanını haklı ve doğru talepler için gerçekleştiğini, atalarımızın o günkü taleplerine doğru cevap verilseydi, Türkiye`nin belki bugün bir “Kürt Sorunu” olmayacaktı gibi düşünmesini beklemiyorum, çünkü bu düşünce tarzı onun ideoljisiyle uyuşmaz. Kendisinden olmayan herkes, düşmanı olarak tarif ettiği Ermeni`dir, Rum`dur,  PKK`lıdır, Kominist`tir ya da kafir Kızılbaş`tır. Fakat „fakülte okumuş“ biri olarak, okuduğu yazıyı anlamasını beklerdim. Zira yüksekokul bitiren bir insandan, karmaşık bir durumu basitleştirerek anlayabilmesini, başkaları için de anlaşılır hale getirebilmesi beklenir ya da beklenmesi gerekir. Ayrıca ona kaynak olarak verdiğim1973 Sivas İl yıllığına bakmasını öneririm. Çünkü oraya bakması, köyün nüfusu için verdiğim rakamların kendi köyünün nüfus verileriyle örtüşmediğini ve kitabıma İmranlı`ya bağlı bir köy olarak kayıt ettiğim Akçakale`nin kendi köyü olmadığını anlamasını sağlar.

Avukat Karatepe, kitabıma karşı sadece yazı yazmamış, adam toplayarak mahkemeye baş vurmamış, aynı zamanda yazı işleri müdürlüğünü yaptığı Töre dergisini de aynı dogrultuda harekete geçirmiştir. Kürt ve Ermeni düşmanlığı siyasi gıda kaynağı olan S. Kemal Ermettin`in kaleme aldığı makale, „her şey dergimiz hukuk danışmanlarından Av. Necdet Karatepe’nin Koçkiri adlı bir kitabı okumasıyla başladı. Av. Karatepe, bu kitabın bazı bölümlerinin fotokopilerini çekip getirdi ve çok yönlü araştırmaya başladık“ gibi cümlelerle başlıyor. Yazıdan, bazılarının isimleri de açık yazılı olan bir çok orta ve yüksek rütbeli asker ve bürokratın kitapla özel ilgilendiği, üzerine bir çok toplantı ve konferanslarda konuşulduğu anlaşılıyor. Kimdir bu subaylar ve haklarında yine internet üzerinden ne öğrenebiliyoruz?

Emekli Albay İlhan Ciloğlu, „Türk İslam Birliği“ üyesi, „Asker ve Vatan“ ve „Allah ve Asker“ adlı Toplumsal Dönüşüm Yayınları tarafından yayınlanmış kitapları var, ki yayınevi sahibi Ali Özoğlu, Ergenekon`la ilişkilendiriliyor ve iddiaya göre,  yayınevinin Ergenekon`un karargahı yapıldığı, örgütün toplantılarını burada yaptığıdır (www.samanyoluhaber.com). Emekli Albay Nurettin Ruacan, Büyük Birlik Partisin`in Milletvekili Aday Listes`nde, İstanbul 02 numaralı seçim çevresinden  milletvekili adayı (www.habervitrini.com; bu bilgi 12.09.2002 tarihli), Emekli kurmay albay Necati Çankaya`nın ismi yine 2006 yılında Danıştay saldırısından dolayı ifadesi alınan M.Z.Ö. ile ilişkili Ergenekon iddianamasinde,  4 Ekim 2006 tarih ve 28 numaralı CD`de „Gizli Türk ve İçimizdeki Türk“ ibaresi altında  yer alıyor (www.tümgazeteler.com/?a=4085638) ve Töre dergisine de yazı yazıyor.

S. Kemal Ermettin`in yazısında ayrıca yargıtay eski başkanı Yekta Güngör Özden`in ne yapmaları konusunda kendilerine bilgi ve stratejik taktikler önerdiği, bunun üzerine Koçgiri köylerinin muhtarlarıyla telefon, fax ve mektupla irtibata geçildiği, Karatepe`nin kitabıma karşı DGM`ye açtığı „dava hakkında bilgi ve müdahil olma dilekçesi gönderdik“leri anlaşılıyor. Bu yazılanlar doğru ise, köy muhtarlarına baskı yapıldığı ve mahkemeye gidenlerin de baskıdan dolayı gittikleri sonucunu çıkartmak zor olmayacaktır.

„Bu yazılanlar doğru ise“ diyorum, çünkü hem Karatepe`nin hem de Ermettin`in en azından benimle ve Tohum yayıncılıkla ilgili iddialarının iftira ve yalan olduğunu biliyorum. Çünkü ne benimle ne de Tohum yayıncılıkla telefonlaşılmamış veya bizzat konuşulmamıştır. Bakın ne yazıyor S. Kemal Ermettin: „... Bunun üzerine tebrik etme bahanesiyle, isim vermeden ancak Türk Soykırımı adlı kitabımın araştırmasını yaparken öğrendiğim Ermenice/Kürtçe terimleri kullanarak, karşımdakinde Ermeni komitacı izlenimi uyandırabilecek bir üslupla kitabın yayıncısı Tohum Yayınlarını aradım. Kitabın Kürt/Ermeni ortak mücadelesine olan yararından bahsederek kutladım ve yazar Mamo Baran’ın kutlamak üzere telefon numarasını istedim. (...) Mamo Baran’ın Almanya’da yaşadığını önemli bir vakıfta görevli olduğunu ve telefon numarasını alarak derhal Almanya’daki bu telefon numarasını aradım. Mamo Baran adlı şahıs benim yandaşlığıma ikna olduktan sonra  şunları anlattı; “...Biz, Kuzey Irakta kurulmuş olan Kürt Devletine kaynak oluşturuyoruz. Beş yıl sonra Türkiye Cumhuriyetinden ABD Başkanı Wilson’un Sevr haritasında belirttiği toprakları talep edeceğiz. Türkiye’de yayınlanmış olan bu tür kitaplar da bu amaç için kaynak gösterilecek!” İşte plan buydu!...”

Tabii ırkçı ve faşist zihniyete sahip olanlar, sorumluluğu kendilerinde olan tarihi olayların gerçek yüzünün ortaya çıkmasını istemezler, o doğrultuda çalışanları da engellemek için ellerinden geleni yaparlar. Neredeyse unutulmuş, sosyal ve siyasal yapısı imha edilmiş, coğrafyası boşaltılmış Koçgiri`nin yeniden canlanmasına, Koçgirililerin kendi özüne dönmesine ve 1921 Koçgiri Katliamının hatırlanmasına vesile olabilecek kitabımın bundan dolayı serbest kalması onlar açısından kabullenilemezdi. Yukarıdaki gibi komplo teorileri yazdılar. Hiç bir vakıfta ve hiç bir zaman çalışmadığım halde öyleymiş gibi gösterdiler. Bir halk tabiri der ki, “ kendisi yalan söyleyen, zanneder ki, herkes de yalan söylüyor”. Bunlar da, “Turan” devletine (Büyük Türk İmparatorluğu) sahip olmanın rüyasını her gün gördükleri için; hatta tarihte bu rüyayı gerçekleştirmek için Ermeni milletini sistematik bir şekilde imha ettikleri için, Kürt konusunda yazan ve çizen bilinçli Kürtlerin de “Büyük Kürdistan” oluşturmayı hayellediklerini zannederler. Kitapta buna delil teşkil edebilecek ifadelerin bulunmaması, ki kitabımda yok, onlar için hiç önemli değil, fantazilerini ve ideolojilerinin mantığını işletmeleri yeterlidir.

Ülkede diğer ulus ve azınlıklara tahammül edemeyen ve bir hareketliliğin görüldüğü yeri, Çorum, Maraş, Sivas ve Gazi Mahallesi`nde olduğu gibi kana bulayan zihniyet, devlet aygıtının olanaklarını ve fundamentalistleri de kullanarak 1993`te Sivas Madımak otelinde dünyanın gözü önünde bir vahşeti daha gerçekleştirdi. Aleviliğe sözde sahip çıkan bu faşistler, kendilerini temize çıkartmak için; Koçgiri  İsyanı ile Madımak katliamını gerçekleştirenlerin bakın nasıl aynı kefeye koyabiliyorlar: “Bu hassas coğrafyada yaşayan Türk insanını kitabında 276 köyün ismini vererek, Koçkiri Aşiretinin / Ermeni ve Kürt isyancıların köyleri olarak lekelemesi ve toplumsak tepkiye hedef göstermesi, 10 yıl önceki 2 Temmuz Sivas Madımak Oteli katliamı sonucu hayatını kaybeden 34 insanımızı ateşe veren zihniyetin uşakları olan provakatörlerin halen faaliyette ve Sivas üzerindeki emellerinin devam ettiğinin kesin kanıtıdır...”

Şimdi sormak gerekmez mi, bu güne kadar resmi ideoloji gereği kimlikleri inkar edilmiş ve Türkmen köyleri olarak kayıt edilmiş Kürt ve kızılbaş köylerinin gerçek kimliklerini yazınca neden lekeleme oluyor, hele hele neden ve hangi “toplumsal tepkilere hedef” gösterilmiş olunuyor. Bu bahsedilen “toplumsal tepki” mesela başka nerelerde görülmüş. Koçgiri isyanından sonra gerçekleştirilen katliam mı bir “toplumsal tepkiydi”, Maraş`ta çoluk çocuk öldüren kalabalığın davranışı mı, ya da Madımak`ta sadece Aleviliğini yaşamak üzere bir araya geldiği; “biz de varız” dedikleri; yani kimliklerine sahip çıktıkları için; onları yakarak katleden faşist ve fundamentalistlerin davranışı mı? Bence yazar burada özünü deşifre ediyor ve kitabımda kesinlikle yer almamasına rağman “Kürt ve Kızılbaş köyleri diye kayıt ettiğim köylere, “Ermeni ve Kürt isyancıların köyleri” gibi gösterdiğimi iddia ederek aslında kendisi bu köyleri saldırı odakları için hedef gösteriyor.

Madımak katliamını yazısına malzeme yapıp katledilenlerden yanaymış gibi göründüklerine göre, 2 Temmuzda Madımak`ın önünde katliamı protesto etmek ve otelin müze yapılması için toplanmış kalabalığın içine girmiş ve en azından bir bölümünü Kızılbaş Kürtlere karşı kışkırtmış olmalarına şaşırmamak gerek. Bunların çocuklarına Hasan, Hüseyin, Ali, Fatma isimlerini vermelerine, hatta ben de aleviyim demelerine bakmayın, diğer uluslara, başka inançtan, farklı düşünceden ve sınıftan insanlara karşı tutum ve davranışlarına bakın. Atatürkçü ise, laik görünüyor da diyanetin varlığını savunuyorsa, seriatçılara karşı görünüyor da Kürt, Ermeni, kadın ve işçi düşmanlığı yapıyorsa, sosyal problemlerin çözümü için şiddeti ve kan dökmeyi seçiyorsa, yani savaştan yanaysa kesinlikle bizden değildir ve dostumuz olamaz.

Kısaca değerli Kürt şairi Ahmet Arif`in dediği gibi

“…

bunlar engerekler ve çiyanlardır.

bunlar aşımıza ekmeğimize göz koyanlardır.

tanı bunları, ...“

                                           Ahmet Arif

Neumünster, 08.07.2010

Yorumlar (0)
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0
Security
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.

Son Güncelleme (Cumartesi, 10 Temmuz 2010 09:13)

 

Sayin Mamo Baran yazar katilim tarihi Pazar, 10 Ocak 2010.